NEDİR
Giriş Tarihi : 17-06-2021 17:02   Güncelleme : 17-06-2021 17:02

Freud'un tedavi yöntemi nedir?

Sedat Peker'in yeni tweetinde bahsetmiş olduğu Freud'un tedavi yöntemi nedir? işte detaylar...

Freud'un tedavi yöntemi nedir?

Sedat Peker'in yeni tweetinde bahsetmiş olduğu Freud'un tedavi yöntemi nedir? işte detaylar...

Freud'un tedavisi nedir?

Sürekli saldırılar olsa, başkaları sahiplenmeye kalkışsa da, Freud psikanalize sahip çıkar ve onun kendisine ait olduğu ısrarla belirtir. 1910’da Amerika’da yaptığı bir konuşmada, psikanaliz tarihçesi içindeki rolünün büyüklüğünden söz eder, “kimseler şaşırmasın” diye de ekleyerek, psikanaliz üzerinde on yıldır yalnız başına çalıştığını söyler

PSİKANALİZE SAHİP ÇIKMAK

Sürekli saldırılar olsa, başkaları sahiplenmeye kalkışsa da, Freud psikanalize sahip çıkar ve onun kendisine ait olduğu ısrarla belirtir. 1910’da Amerika’da; Massachusetts Eyaleti’nin Worcester Kenti, Clark Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, psikanaliz tarihçesi içindeki rolünün büyüklüğünden söz eder, “kimseler şaşırmasın” diye de ekleyerek, psikanaliz üzerinde on yıldır yalnız başına çalıştığını söyler, sonunda psikanaliz Freud’un eseri olarak ortaya çıkmıştır. Onu kimselerle paylaşmaya da niyeti yoktur. Yine kendi eserini kendisi savunmak durumunda kalmış, çağdaşlarının psikanalize ilişkin saldırılarına tek başına göğüs germiştir. Psikanaliz’in geliştiği ve başka psikanalizcilerin ortaya çıktığı süreçte de psikanalizin en bileni, yaratıcısının olarak kendisi olduğunu ileri sürecek kadar da ileri gider. Psikanalizi kendisinden daha iyi bilenin olmadığını söyler ve diğer psikanalistlerin, psikanalize el uzatmalarını “küstahlık” olarak nitelendirerek onları kınar.

Freud, Dora adlı hastasını uyutarak çocukluğuna döndürse de sayrılığa neden olan bulguya ulaşamaz, hasta istenilen bilgiyi anımsamakta güçlük çeker. Sorunun çözümü Dora’nın gördüğü bir düş olacaktır. Dora düşünü anlattıktan sonra, ayrıntıların ortaya çıkması ile sağaltılabilecektir. Nevrozların sağaltımında kullanılan ruh çözümsel yöntem, hipnotizmaya başvurmaksızın uygulanacak bir yöntemdir. Bu olgu Breuer’in kuramı ile Freud’un kuramı arasındaki farklaşmanın da ortaya çıkmasına neden olacaktır. Breuer’in hipnotik yöntemi Dora’da başarısızlığa uğramış, ancak Freud’un “geriye itim”, “savunu” kuramı sağaltım için çözüm olmuştur.

İkilinin yollarının ayrılmasındaki asıl önemli etken, Breuer’in bir hastasının sağaltımında, nevrozların cinsel nitelikli olduğunu görmezden gelmesine karşın, Freud’un nevrozların ardında cinsel tepiler olduğu savıdır. Tıbbi psikolojide Freud’un uyguladığı yöntem; sayrı, hipnozla uyutulmadan, serbest çağırışım yöntemi ile takıntının nerede olduğunun araştırılması, felsefede de ontolojik felsefi kavramların düşünsel olarak araştırılmasından başka bir şey değildir.

FREUD VE FELSEFE 

Freud felsefeyi yeterince önemsememiştir. Benzeri bir haksızlığı da Nietzsche’nin kitapları için yaptığını kabul eder. Kaldı ki Freud, stresten kaynaklanan migreninin tedavisi için Breuer’in hastası olduğunda, dolaylı olarak Nietzsche ile de doğrudan ilişkisi bulunmaktadır. Irvin D. Yalom, “Nietzsche Ağladığında” romanında bu ilişkiyi de anlatır. Yalom, erkeklerin başını döndüren Salome, Nietzsche’yi sağaltmasını istediğinde, kadının çekiciliğine kapılan Breuer, sağaltım yapmayı kabul eder. Nietzsche ruhsal bir sayrılığı olmadığı gerekçesi ile öneriyi geri çevirir. Breuer, stresten kaynaklanan migrenini tedavi ediyor gibi davranarak, Nietzsche’nin psikolojik sorunlarını çözümlemeye çalışır. Bu aşamada Freud henüz psikanaliz ile ilgili çalışmalarına başlamamış, tıp öğrencisidir. Breuer, öğrencisi ve yakın arkadaşı olan Freud’a, Nietzsche’ye uyguladığı tedavi yöntemleri üzerinde tartışır ve görüşlerini alır.

Freud’un felsefeden uzak durmasının gerekçesi; felsefenin psikanaletik gözlemlerini olumsuz bir biçimde etkilemekten çekinmesi, felsefenin kendisine “ayak bağı” olmasından korkmasıdır. Freud, felsefenin yol göstericiliği ile psikanalizden uzak başka alanlara savrulacağı düşüncesidir. Çok sonra şu gerçeği kabul etmek zorunda kalacaktır; psikanalistlerin tıbbi yöntemle ulaştıkları sonuçlara, felsefeciler sezgisel olarak onlardan önce ulaşmışlardır. Freud “Düşlerin Yorumu”nu 1896 yılında yazmayı tasarlamış, 1899’da yazmaya koyulmuştu. Dora’nın sağaltımı da bir yıl sonra 1900’de bitti. Freud, “Düşlerin Yorumu”nda Dora’nın sağaltımını ve düşlerinin öyküsüne yer verir. Kitapta geniş bir biçimde kendi gördüğü düşler üzerinde de durur. “Düşlerin Yorumu” 1905’de yayımlanır. Yayımlandıktan sonra Freud’a yönetilen eleştirilerin dozu da artar. Hatta asistanlardan biri “Düşlerin Yorumu”nda yazıların gerçek dışılığına ilişkin karşıt görüşleri savunduğu bir kitap yayımlar. Sonradan ikna olmuş görünse de artık geri dönmesi olanaksızdır, çok geç kalmış ve kitap yayımlanmıştır.

FREUD GİBİ OLMAK 

Freud’a 1923’de üstçene ve damak kanseri tanısı konuldu. 33 kez ameliyat olmak zorunda kaldı. Geçirdiği ameliyatlar ve kullandığı protezler nedeniyle konuşmakta ve yemek yemekte büyük sıkıntılar yaşadı. Naziler 1938’de Viyana’yı işgal edince, kızı Anna ile birlikte Londra’ya kaçtı. 23 Eylül 1939’da 83 yaşında yaşamını yitirdiğinde geriye kişisel hiçbir belge bırakmadı. Anılarını yazdığı defterini, mektuplarını, notlarını, belgelerini yakarak ortadan kaldırdı. Kendisinden geriye hiçbir şey kalmasını istemiyordu. Freud’la ilgili ilk biyografi, aynı zamanda en iyi dostu ve meslektaşı olan Ernest Jones “Sigmund Freud’un Yaşamı ve Yapıtları” adını verdiği üç ciltlik kitaptır. Kitap 1953’te yayımlandı.

Adam Phillips, “Freud Olmak: Bir Psikanalistin Gelişimi” kitabında, psikanalizin öncülü ve babası olan Freud’u bir kez daha gündeme getiriyor. Alışılageldik biyografi kitapları dışında ilginç bir Freud yorumu getiriyor. Phillips Freud’un yaşamının ilk yarısına ilişkin yaşamöyküsünü anlatıyor. Phillips’in kitabında Freud’un ilk elli yılı var. Yine de “Freud Olmak: Bir Psikanalistin Gelişimi” Freud’un ölümüne kadar eksik olan bölümüyle bir tamamlanmamış duygusu uyandırmaktan geri kalmıyor. Freud’u tanımak isteyenler için sanki ikinci bir cilt varmış beklentisi duyumsanıyor. Bilinen anekdottur; Pers kralı Krezus’u ölüme mahkûm ettiğinde, “Ah Solon, ah solon” dedikçe ne istediğini sormuşlar. Krezüs “Talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir durumdan bambaşka bir duruma geçiverir” demiştir. Adam Phillips’in, “Freud Olmak: Bir Psikanalistin Gelişimi” için de benzeri söylenebilir;

Elli yıllık bir biyografi biyografidir de ömrünün son gününe kadar gelmeyeni eksik bir biyografidir.